Ana içeriğe atla

Teknolojiye Dayalı Yaklaşımlarla Afetin Etkilerinin Hafifletilmesi Mümkün

tarihinde hande.tanaltay tarafından gönderildi

Sabancı Üniversitesi’nin bu yıl üçüncüsünü düzenlediği “Teknolojinin Gücüyle Geleceğe” Webinar Serisi’nin 2023 programı başladı. “Afetlere Karşı Teknolojinin Gücü” başlığıyla gerçekleşen bu yılın ilk seminerinde Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyeleri Erchan Aptoula, Berrin Yanıkoğlu ve İbrahim Tekin, teknolojiye dayalı yaklaşımlarla afetin etkilerinin azaltılabileceği ve arama-kurtarma operasyonlarında elzem olan iletişim altyapısının nasıl afetlere hazır hale getirilebileceği konularına değindi.

VAR OLAN BAZ İSTASYONLARININ RÖNTGENİNİ ÇEKMELİYİZ

Depremde cep telefonu şebekesinin yetersiz kaldığını ve kullanılamadığını hatırlatan Prof. Dr. İbrahim Tekin, “Bunun nedenlerini iyi anlamak ve aynı sorunları yaşamamak için önlem almalıyız; bunun için de öncelikle var olan şebekelerin bir röntgeni çekilmeli” diyerek, şu bilgileri verdi: “Türkiye'de yaklaşık 200 bin, dünyada 20 milyon baz istasyonu var. Bunun yüzde 1’i Türkiye’de, 50 bini İstanbul’da bulunmaktadır. Maalesef, deprem sırasında deprem bölgesindeki 9 bin baz istasyonunun üçte biri zarar görmüş veya yıkılmış. Yıkılan baz istasyonları çoğunlukla binaların üzerinde; halbuki baz istasyonlarının çok daha sağlam yerlerde olması ve elektriğinin kesilmemesi gerekir. Bunun için de baz istasyonlarının enerjisinin en azından bir süre kesilmemesini sağlayacak şekilde tasarlanması, ve  sağlam binaların ya da elektrik direği gibi sağlam direklerin üzerine konulmalı, yani iletişim alt yapısının diğer alt yapılardan bağımsız hale getirilmesi lazım” dedi.

Mobil ve uydu baz istasyonları ihtiyaç halinde kablosuz iletişim teknolojilerini destekleyecek şekilde dünyada kullanılabiliyor; keza küçük baz istasyonları da. Mobil istasyonlar Kahramanmaraş depreminde kullanıldıysa da,  diğer teknolojiler  kullanılmadı. Halbuki iletişim,  hem arama-kurtarma, hem de yardım lojistiğinde hayati önem taşımakta. Ayrıca afet anında yük binen şebekelerin, görüntü olmaksızın, sadece ses veya veriye yönlendirilebilmesi; hatta  kablosuz operatörlerin baz istasyonlarını paylaşma zorunluluğunun getirilmesi Prof. Tekin’in önerdiği adımlar arasında. Ayrıca AFAD uygulaması gibi mobil uygulamalar da hayat kurtarabiliyor ve daha pek çok alternatif de mevcut.

 

UZAKTAN ALGILAMA TEKNOLOJİLERİYLE AFETİN ETKİLERİ AZALTILABİLİR

Doç. Dr. Erchan Aptoula ise bilgisayar mühendisi olarak 10 yıldan fazladır uydu görüntülerinin çözümlenmesi üzerine çalıştığını belirterek, uzaktan algılama teknolojilerinin afet yönetiminde çok daha etkin kullanımının mümkün olduğunu söyledi. 

Uzaktan algılama ve ona bağlı olarak yeryüzü gözlemi, uzaktan/fiziksel temas olmaksızın, nesnelerin ve olayların görüntülerini algılama aracılığı ile onların gözlem ve gözetimine denir. Günümüzdeki kullanımı ile, uzaktan algılama insanlı ve insansız hava araçları, ve tipik olarak da uzaydaki uydular tarafından taşınan görsel algılayıcılar (yani kameralar) vasıtasıyla, yeryüzündeki sahnelerin görüntülerinin algılanmasını, çözümlenmesini (analiz edilmesini), ve anlamlandırılmasını kapsar.

 

Şekil 1: Afet yönetimi

 

Afet yönetimi, uzaktan algılamanın en önemli uygulama alanlarından biridir. Literatürde kabul görmüş hali ile (Şekil 1), afet yönetimi ikisi afetten önce, ikisi de afetten sonra olmak üzere, dört aşamadan oluşur. Hafifletme aşaması, hazırlığın daha başarılı gerçekleşebilmesi için, genelde risk haritalarının hesaplandığı aşamadır. Örneğin, sel bağlamında, sele yatkın olan bölgeler, veya deprem bağlamında, yapılaşma yoğunluğunun hesaplanması bu aşamaya örnek olarak verilebilir. Hazırlık aşaması ise, afeti beklemeye ve erken uyarı vermeye odaklıdır; örneğin sele yol açabilecek yağmur miktarının, veya fay hattındaki gerilimin inSAR görüntüleri ile takibi gibi. Müdahale aşaması, afetten hemen sonra yer alır, ve acil gereksinimlere yönelik olarak genelde hızlı bir şekilde hasarın haritalandırılmasını (deprem genelde gece olduğundan SAR görüntüleri veya termal/kızılötesi görüntüler kullanılabilir), o haritalara uygun olarak tahliye güzergahlarının ve yardım/arama/kurtarma kaynaklarının en acil bölgelere en hızlı şekilde ulaşmasını sağlamayı hedefler. Son olarak da hafifletme aşamasında, müdahale sonrası, hasarın denetim altına alınması, ve onarım/önleme adımlarının yer alması söz konusudur, örneğin deprem sonrası, uydu görüntülerinden yararlanarak yeni yapılaşma yerlerinin tespit edilmesi ve kapsamlı hasar haritalarının hesaplanması gibi.

 

Şekil 2. Uydu görüntüsünden hasarlı bina tespiti

 

Bu bağlamda, ulusal düzeyde elbette yer gözlem uyduları fırlatıp, onların verileri düzenli şekilde kıymetlendirip anlamlandırılabilir. Hatta sadece afetlere özel ülkemizi sık olarak ziyaret edecek şekilde uydu filoları görevlendirilebilir. Tehlikenin çok daha yüksek olduğu büyükşehirler düzeyinde ise, acil durumlarda önceden belirlenmiş ve tüm şehri kapsayan rotalarda uçuş gerçekleştirecek insansız hava araçları görevlendirebilir. Uçuş esnasında toplanılan optik ve kızılötesi görüntüler, sürekli devrede olan bir işlem merkezine iletilir, ve o görüntülerin çözümlenmesi ile dakikalar içerisinde tüm şehrin hasar haritası ve hatta tahliye/arama/kurtarma güzergahları en iyileştirilmiş şekilde raporlanabilir. Böylece, afetin ilk saatlerindeki o değerli süre çok daha verimli kullanılıp, can kayıplarının en azından bir kısmının önlenmesi mümkün olabilir.

DEPREMLERİN TAHMİNİ VE ERKEN UYARI SİSTEMLERİ

Prof. Berrin Yanıkoğlu ise, “Depremlerin tahminine yönelik pek çok öncü sinyal, tarih boyunca sonrasında gerçekleşen depremle ilişkilendirilmiş (hayvan davranışlarından, sismik elektrik sinyallerine kadar), ancak bilim dünyasında henüz geçerliliği kanıtlanmış bir yöntem veya böyle bir kanıt yok. Yine de günümüzde yapay zekanın geldiği yerde, böyle bir tahmin olamaz demek pek mümkün değil.” şeklinde konuştu. 

Depremlerde erken uyarı sistemleri ise genellikle birkaç saniyelik bir zaman tanıyabiliyor; öte yandan hatalı olduğu durumda paniğe yol açabileceği düşünülerek, otoriteleri bir fayda-yarar analizine itiyor. Ancak yine Kahramanmaraş depreminde de görüldü ki, birkaç saniye bile can kurtarabiliyor.

Kısacası, afetlere hazırlanmak ve onlarla baş edebilmek için teknoloji çok önemli ve binaların güçlendirilmesinden, bölge ve bina bazında risk haritalarının çıkarılmasına, iletişim ve uzaktan görüntüleme teknolojilerinin çeşitlendirilmesine ve bu konularda milli çözümlere kadar her seviyede ve her alanda çalışmaların yapılması gerekiyor.

Home

MDBF Dekanlık Ofisi

Orta Mahalle, 34956 Tuzla, İstanbul, Türkiye

+90 216 483 96 00

© Sabancı Üniversitesi 2023